çıkmak
Görünüm
| Ayrıca bakınız: Çıkmak |
Türkçe
[düzenle]Köken
[düzenle]Osmanlı Türkçesi چیقمق sözcüğünden devralındı, Ana Türkçe *čïk- sözcüğünden devralındı.
Söyleniş
[düzenle]Eylem
[düzenle]çıkmak (üçüncü tekil şahıs geniş zaman çekimi çıkar)










- İçeriden dışarıya varmak, gitmek.
- Mümtaz, ağabey dediği amcasının oğlu İhsan'ın hastalandığından beri doğru dürüst sokağa çıkmamıştı.— 2022, Ahmet Hamdi TANPINAR, Huzur, 39. baskı, Dergâh Yayınları, s. 11
- Elde edilmek, sağlanmak, istihsal edilmek.
- O sene kış ne kadar fazla olmuşsa balık da o nisbette az çıkmıştı.— 1936, Sait Faik Abasıyanık, “Stelyanos Hrisopulos Gemisi”, Varlık, 61. sayı
- Bir meslek veya bilim kurumunda okuyup yetişmek, mezun olmak.
- Hoşça kal Zehra'cık, öğretmen çıkarsam, sen bir polise gittiğine pişman olmaz mısın?— 2006, Fahri ERDİNÇ, Acı Lokma, Yordam Kitap, s. 130
- Bulunduğu yeri bırakıp başka yere geçmek, taşınmak, ayrılmak, ilgisini kesmek
- Üçümüz hafta sonları eve çıkınca o yalnız kalırdı.— 2020, Mehmet EROĞLU, Yarım Kalan Yürüyüş, İletişim Yayınları, s. 63
- Süresi dolduğunda ayrılmak:
- Peronlardaki bütün otobüsler, beş dakika içinde otogardan çıkmak zorunda.
- Yapılmak, yürümek:
- Bu dairede işler kolay çıkmaz.
- Yetişecek ölçüde olmak.
- Benim yokluğumdan dünyaya/Bir elbise çıkar sanmıştım.— 2015, Didem MADAK, Ah'lar Ağacı, s. 16
- Bir şeyden bir şey eksilmek.
- Dörtten iki çıkarsa iki kalır.
- Meydana gelmek.
- Aldırmadan lafına devam etti. Hastaydı garip, hastalığı da ancak okulda çıkmıştı.— 2025, Burak ÇAKIR, “Kulak Misafiri”, Notos Öykü, 105. sayı, s. 125
- Sıyrılmak, ayrılmak.
- "Parkın merdivenini inerken, çıplak ayağına giydiği eski mest lastiğinin teki, fırladı, ayağından çıktı." - Samim Kocagöz
- Herhangi bir durumda olduğu anlaşılmak.
- "Osman Seden beni komedi filminde deneyip büyük bir başarı kazanınca bundan hepimiz kârlı çıktık." - Öztürk Serengil
- Bir durumla ilgili niteliklerini yitirmek, bir durumdan başka bir duruma geçmek.
- Kılmadığın bütün cuma namazları geliyor aklına ve üç kere gitmezsen dinden çıkarsın dedikleri için altıdan sonra saymadıkların, tekmili birden.— 2024, Özgür ÇIRAK, Biz de Yarın Güleriz, İletişim Yayınları, s. 61
- İçinde nice başlangıçları, bitişleri barındıran kelimeler, farz edin ki kelime olmaktan çıksınlar.— 2026, Durmuş BEYAZIT, “Yol Üstünde”, Türk Dili, 893. sayı, s. 52
- Bir şeyin yukarısına doğru yürümek.
- Şehir çukurda olduğu için toplu bir görünüşü yoktur. Onu görebilmek için Yeldeğirmeni tepesine çıkmak lazım.— 1944, Ekmel İZDEM, Dünkü - Bugünkü Akhisar, Ülkü Basımevi, s. 73
- Bir inceleme, bir araştırma sonucu bir şey bulmak.
- Orada Sabahattin Eyuboğlu diye bir isme rastladım. Bedri Rahmi Eyuboğlu o yıllarda da yeterince ünlüydü. Demek ki Sabahattin Bey herhalde onun akrabası filan diye düşündüm, araştırdım kim diye. Bedri Rahmi'nin abisi çıktı.— 2025, Cevat Çapan, “Sabahattin Eyuboğlu”, Sözcükler, 118. sayı, s. 22
- Yetkili birinin makamına iş için gitmek:
- "Hazırladığı raporları yırtmış ve Ali Rıza Paşa’nın makamına çıkarak duyduklarını şifahen nakletmişti." - Ayşe Kulin
- Talihine veya payına düşmek, isabet etmek, vurmak.
- "Kendine on altı bin lira piyango çıkmış bir kimsenin birkaç yüz kuruşu ödeyememesi dosta düşmana garip görünecekti." - Hüseyin Rahmi Gürpınar
- Bir konunun yetkililerce karara bağlanması.
- Mal olmak.
- Bu ev dört milyara çıktı.
- Oyunda herhangi bir rolü oynamak.
- "Arsız ve aptal mahalle çocuğu rolüne çıkmıştı." - Bedri Rahmi Eyüboğlu
- Bir yere ulaşmak, varmak.
- Revire çıksam, doktor yine ağrı kesici verip savacak başından.— 2018, Semih ÖZTÜRK, Önce Dağlar Kar Tutacak, Varlık Yayınları, s. 65
- Karaya ayak basmak.
- "1919 senesi Mayıs'ının on dokuzuncu günü Samsun'a çıktım." - Atatürk
- Yayılmak, duyulmak.
- "Başından beri gazetelerde enstitü hakkında havadisler çıkıyordu." - Ahmet Hamdi Tanpınar
- Olmak, bulunmak, var olmak.
- Görevli polis cebini boşalttırdı; üzerinden çıkanları bir kâğıda kaydetti: Cüzdan, 15 lira para, yüzük, sigara, çakmak.— 2026, Ethem Baran, Kırkikindiler Bittiğinde, İletişim Yayınları, s. 12
- Bir iddia ile ortalıkta görünmek:
- "Sen onun karşısına çapkın bir adam gibi çıktın." - Peyami Safa
- Koku, ses vb. şeylerin yayılması.
- Çaydanlığı içindeki kirecin çözülmesi için sirkeli suda kaynattım. Öyle uzun kaynadı ki çıkan kokudan burnum, genzim yanıyordu.— 2024, Eylem ATA GÜLEÇ, Yanımda Kal, Yapı Kredi Yayınları, s. 43
- Karşı gelebilmek, boy ölçüşmek.
- Güreşte ona çıkacak kimse yok.
- Bir şey bulaşmak.
- "Uçmadan önce yaldızlı tozdan pulları elime çıktı." - Füruzan
- Binaya kat eklemek
- Küçük oğlu nişanlanınca üçüncü katı çıktı. Şimdi çatısı yapılmamış bina dördüncü katı çıkmasını bekliyor.— 2014, Ayfer Tunç, Dünya Ağrısı, Can Sanat Yayınları, s. 61
- Bir sebeple bulunulan yerden ayrılmak.
- Vallahi babam 1966'da Demirel affıyla cezaevinden çıktı...— 2006, Oktay Güzeloğlu, Yüzyılın Dolandırıcısı Selçuk Parsadan, +1 Kitap, s. 41
- Niteliği sonradan anlaşılmak.
- "Eyvah, bu da ötekiler gibi soysuz çıktı." - Reşat Nuri Güntekin
- Belirmek, tanınmak.
- "Bir ilçe belediye başkanı hepsinden açıkgöz çıktı." - Muzaffer İzgü
- Davranışta herhangi bir niteliği bulunmak.
- "Oğlan akıllı çıktı, kimleri bulacağını, kimlerle çalışacağını bildi." - Oya Baydar
- Yerinden oynamak.
- "Fukaranın hem sağ bileği çıkmış hem davulu patlamıştı." - Reşat Nuri Güntekin
- Görünür veya belli bir durumda bulunmak.
- Cılız vücutları, kemikleri çıkmış yüzleri ve bir asabî hastalığa uğramış gibi parlıyan gözleri ile, ölçüsüz bir neşe içinde kendilerini kaybeden delikanlıların, ve cemiyetin haksız ve mantıksız bağlarına, batıl hükümlerine isyanın en iyi şeklini cinsî arzularını başıboş bırakmakta bulduklarını zanneden genç kızların hali sahiden hazindi.— 1943, Sabahattin Ali, Kürk Mantolu Madonna, Remzi Kitabevi, s. 121
- Oluşmak, olmak.
- Sabahçı garsonu ocağın içinden , "Hoş geldiniz" diye seslendi, selamlaştılar, çayın çıkmak üzere olduğunu söyledi.— 1997, Oktay GÜZELOĞLU, Beyoğlu'nda Garibanın Otopsisi Yapılmaz, Hiç Yayınları, s. 102
- Fırtına çıkacak diye çok bekledim o yaz.— 2004, Ahmet BÜKE, İzmir Postası'nın Adamları, Kanat Yayınları, s. 1
- Piyasaya sürülmek.
- Bir aralar ben Kafesliköy'de zoraki istirahat buyururken beyaz filtreli Samsun ve kırmızı filtreli Maltepe çıkıyor piyasaya.— 1997, Mehmet KARTAL, “Eski Bir Beyefendinin (artık haybeden oğlu) Beyoğlu”, Öküz, 41. sayı, s. 30
- Bitmek, büyümek, sürmek.
- "Mayısın ortası olmadan ekinler çıktı." - Ümit Kaftancıoğlu
- Emir, talimat vb. verilmek.
- "Dört gün, dört gece yanına kimse varmayacak diye emir çıktı." - İlhan Tarus
- (zaman) Ayın veya mevsimin geçmesi
- Şubat ayının çıkmasına az vakit kalınca önceki gibi değildi bu sabah.— 2024, Meliha YILDIRIM, Remil, Alakarga Sanat Yayınları, s. 65
- Yeni yetişip satışa sunulmak.
- "Önce badem ağacı çiçek açtı, sonra çağlalar ağaçları süsledi. Ardından erikler çıktı." - Vivet Çavlı
- Yükselmek.
- Fiyatlar çıktı
- Sesini yükseltmek.
- Giderilmek, yok olmak.
- "Gerçekten adamın kolundaki leke çıktı. Çıktı ama, üzerindeki kumaş da eriyip gitti..." - Muzaffer İzgü
- Bir şeyi unutmak.
- sen beyaz bir kadınsın/uzaktaki/gözlerin aklımdan çıkmıyor— 1960, Attilâ İlhan, Ben Sana Mecburum, Ataç Kitabevi, s. 68
- Ay'ın veya Güneş'in görünmesi.
- "Hava açılmış, ay çıkmıştı." - Refik Halit Karay
- "Güneş seni ısıtmak için çıkıyordu." - Yakup Kadri Karaosmanoğlu
- (basın yayın) Kitap, dergi vb. kaynakların yayımlanması
- "Yeni çıkmış Fransızca bir iki kitap bulunurdu." - Yusuf Ziya Ortaç
- Aktarılmış olmak:
- "Çok geçmeden haber çıkacağını kadınlık insiyakıyla derhâl sezmişti." - Refik Halit Karay
- Gerçek hâle gelmek:
- "İnsanın her gördüğü rüya çıkmaz ya!" - Memduh Şevket Esendal
- Bulunduğu yerden fırlamak, kopmak:
- Arabanın direksiyonu çıkmak.
- Bir şeyin düzeni bozulmak, eskisinden daha değişik, kötü bir duruma girmek:
- "Artık yaşanılır olmaktan çıktı İstanbul. Yaşanılır gibi değil. Daha doğrusu, İstanbul, İstanbul olmaktan çıktı." - Demirtaş Ceyhun
- (sosyoloji) flört etmek
- Çıktığı kızları da kıskanmıyordum, çünkü hangi kızla çıkarsa çıksın ben varım diyordum.— 2018, Ayfer Tunç, Âşıklar Delidir ya da Yazı Tura, Can Sanat Yayınları, s. 350
- Erişmek, görmek.
- "Aklı başında ama sabaha çıkamayacağına kalıbımı basarım." - Sait Faik Abasıyanık
- Harcamak zorunda kalmak.
- "Geçen hafta düğünümüz oldu. Çok paradan çıktım." - Aziz Nesin
- (yemek içmek) Özellikle yemeklerin verilmesi, sunulması.
- Bir gün akşam yemeğinde tatlı olarak diyet baklava çıkmıştı.— 2014, Emrah POLAT, Alocu Tilki'nin Serencamı, İletişim Yayınları, s. 64
- (argo) Vermeye katlanmak
- Çık çocuğun parasını.— 2022, Ümit KAFTANCIOĞLU, Altın Ekin, Dinozor Genç, s. 147
- Gitmek.
- Bu arada mahkemeye de çıktım tabii.— 2000, Mehtap KANDEMİR, Komple Muamele, Parantez Yayınları, s. 40
Çekimleme
[düzenle]Atasözleri
[düzenle]Deyimler
[düzenle]bata çıka, cıcığı çıkmak, çıkmadık canda umut var, çileden çıkmak, çizmeden yukarı çıkmak, düzlüğe çıkmak, götü çıkmak, sütten çıkmış ak kaşık, başına çıkmak, dalıp çıkmak, dediğinden çıkmak, düzlüğe çıkmak, göbeği çıkmak, ortaya çıkmak, tatile çıkmak
Türetilmiş kavramlar
[düzenle]Çeviriler
[düzenle]Kaynakça
[düzenle]Kategoriler:
- Osmanlı Türkçesi kökenli Türkçe sözcükler
- Osmanlı Türkçesinden devralınan Türkçe sözcükler
- Ana Türkçe kökenli Türkçe sözcükler
- Ana Türkçeden devralınan Türkçe sözcükler
- Türkçe 2 heceli sözcükler
- Türkçe IPA okunuşu olan sözcükler
- Türkçe sözcükler
- Türkçe eylemler
- Türkçe kitaptan tanıklıklar
- Türkçe mecmuadan tanıklıklar
- Türkçede zaman
- Türkçede yemek içmek
- Türkçe argo