İçeriğe atla

çıkmak

Vikisözlük sitesinden
Ayrıca bakınız: Çıkmak

Türkçe

[düzenle]

Köken

[düzenle]

Osmanlı Türkçesi چیقمق‎ sözcüğünden devralındı, Ana Türkçe *čïk- sözcüğünden devralındı.

Söyleniş

[düzenle]
  • IPA(anahtar): /t͡ʃɯkˈmak/
  • Heceleme: çık‧mak

Eylem

[düzenle]

çıkmak (üçüncü tekil şahıs geniş zaman çekimi çıkar)

Arabadan çıkan bir insan (1)
Okuldan subay olarak çıktı (3)
Savaştan çıkan askerler (4)
Kadının kıyafeti çıkmış (10)
Konuşma yapmak için bir yere çıkan insan (13)
Buzul, yerinden çıktı ve denize düştü (33)
İneğin kemikleri çıkmış (34)
Filiz çıktı (37)
Sayılar, 2007'de en yükseğe çıkmış (41)
Ay çıktı (45)
  1. İçeriden dışarıya varmak, gitmek.
    • Mümtaz, ağabey dediği amcasının oğlu İhsan'ın hastalandığından beri doğru dürüst sokağa çıkmamıştı.
      — 2022, Ahmet Hamdi TANPINAR, Huzur, 39. baskı, Dergâh Yayınları, s. 11
  2. Elde edilmek, sağlanmak, istihsal edilmek.
    • O sene kış ne kadar fazla olmuşsa balık da o nisbette az çıkmıştı.
      — 1936, Sait Faik Abasıyanık, “Stelyanos Hrisopulos Gemisi”, Varlık, 61. sayı
  3. Bir meslek veya bilim kurumunda okuyup yetişmek, mezun olmak.
    • Hoşça kal Zehra'cık, öğretmen çıkarsam, sen bir polise gittiğine pişman olmaz mısın?
      — 2006, Fahri ERDİNÇ, Acı Lokma, Yordam Kitap, s. 130
  4. Bulunduğu yeri bırakıp başka yere geçmek, taşınmak, ayrılmak, ilgisini kesmek
    • Üçümüz hafta sonları eve çıkınca o yalnız kalırdı.
      — 2020, Mehmet EROĞLU, Yarım Kalan Yürüyüş, İletişim Yayınları, s. 63
  5. Süresi dolduğunda ayrılmak:
    • Peronlardaki bütün otobüsler, beş dakika içinde otogardan çıkmak zorunda.
  6. Yapılmak, yürümek:
    • Bu dairede işler kolay çıkmaz.
  7. Yetişecek ölçüde olmak.
    • Benim yokluğumdan dünyaya/Bir elbise çıkar sanmıştım.
      — 2015, Didem MADAK, Ah'lar Ağacı, s. 16
  8. Bir şeyden bir şey eksilmek.
    • Dörtten iki çıkarsa iki kalır.
  9. Meydana gelmek.
    • Aldırmadan lafına devam etti. Hastaydı garip, hastalığı da ancak okulda çıkmıştı.
      — 2025, Burak ÇAKIR, “Kulak Misafiri”, Notos Öykü, 105. sayı, s. 125
  10. Sıyrılmak, ayrılmak.
    • "Parkın merdivenini inerken, çıplak ayağına giydiği eski mest lastiğinin teki, fırladı, ayağından çıktı." - Samim Kocagöz
  11. Herhangi bir durumda olduğu anlaşılmak.
    • "Osman Seden beni komedi filminde deneyip büyük bir başarı kazanınca bundan hepimiz kârlı çıktık." - Öztürk Serengil
  12. Bir durumla ilgili niteliklerini yitirmek, bir durumdan başka bir duruma geçmek.
    • Kılmadığın bütün cuma namazları geliyor aklına ve üç kere gitmezsen dinden çıkarsın dedikleri için altıdan sonra saymadıkların, tekmili birden.
      — 2024, Özgür ÇIRAK, Biz de Yarın Güleriz, İletişim Yayınları, s. 61
    • İçinde nice başlangıçları, bitişleri barındıran kelimeler, farz edin ki kelime olmaktan çıksınlar.
      — 2026, Durmuş BEYAZIT, “Yol Üstünde”, Türk Dili, 893. sayı, s. 52
  13. Bir şeyin yukarısına doğru yürümek.
    • Şehir çukurda olduğu için toplu bir görünüşü yoktur. Onu görebilmek için Yeldeğirmeni tepesine çıkmak lazım.
      — 1944, Ekmel İZDEM, Dünkü - Bugünkü Akhisar, Ülkü Basımevi, s. 73
  14. Bir inceleme, bir araştırma sonucu bir şey bulmak.
    • Orada Sabahattin Eyuboğlu diye bir isme rastladım. Bedri Rahmi Eyuboğlu o yıllarda da yeterince ünlüydü. Demek ki Sabahattin Bey herhalde onun akrabası filan diye düşündüm, araştırdım kim diye. Bedri Rahmi'nin abisi çıktı.
      — 2025, Cevat Çapan, “Sabahattin Eyuboğlu”, Sözcükler, 118. sayı, s. 22
  15. Yetkili birinin makamına iş için gitmek:
    • "Hazırladığı raporları yırtmış ve Ali Rıza Paşa’nın makamına çıkarak duyduklarını şifahen nakletmişti." - Ayşe Kulin
  16. Talihine veya payına düşmek, isabet etmek, vurmak.
    • "Kendine on altı bin lira piyango çıkmış bir kimsenin birkaç yüz kuruşu ödeyememesi dosta düşmana garip görünecekti." - Hüseyin Rahmi Gürpınar
  17. Bir konunun yetkililerce karara bağlanması.
  18. Mal olmak.
    • Bu ev dört milyara çıktı.
  19. Oyunda herhangi bir rolü oynamak.
    • "Arsız ve aptal mahalle çocuğu rolüne çıkmıştı." - Bedri Rahmi Eyüboğlu
  20. Bir yere ulaşmak, varmak.
    • Revire çıksam, doktor yine ağrı kesici verip savacak başından.
      — 2018, Semih ÖZTÜRK, Önce Dağlar Kar Tutacak, Varlık Yayınları, s. 65
  21. Karaya ayak basmak.
    • "1919 senesi Mayıs'ının on dokuzuncu günü Samsun'a çıktım." - Atatürk
  22. Yayılmak, duyulmak.
    • "Başından beri gazetelerde enstitü hakkında havadisler çıkıyordu." - Ahmet Hamdi Tanpınar
  23. Olmak, bulunmak, var olmak.
    • Görevli polis cebini boşalttırdı; üzerinden çıkanları bir kâğıda kaydetti: Cüzdan, 15 lira para, yüzük, sigara, çakmak.
      — 2026, Ethem Baran, Kırkikindiler Bittiğinde, İletişim Yayınları, s. 12
  24. Bir iddia ile ortalıkta görünmek:
    • "Sen onun karşısına çapkın bir adam gibi çıktın." - Peyami Safa
  25. Koku, ses vb. şeylerin yayılması.
    • Çaydanlığı içindeki kirecin çözülmesi için sirkeli suda kaynattım. Öyle uzun kaynadı ki çıkan kokudan burnum, genzim yanıyordu.
      — 2024, Eylem ATA GÜLEÇ, Yanımda Kal, Yapı Kredi Yayınları, s. 43
  26. Karşı gelebilmek, boy ölçüşmek.
    • Güreşte ona çıkacak kimse yok.
  27. Bir şey bulaşmak.
    • "Uçmadan önce yaldızlı tozdan pulları elime çıktı." - Füruzan
  28. Binaya kat eklemek
    • Küçük oğlu nişanlanınca üçüncü katı çıktı. Şimdi çatısı yapılmamış bina dördüncü katı çıkmasını bekliyor.
      — 2014, Ayfer Tunç, Dünya Ağrısı, Can Sanat Yayınları, s. 61
  29. Bir sebeple bulunulan yerden ayrılmak.
    • Vallahi babam 1966'da Demirel affıyla cezaevinden çıktı...
      — 2006, Oktay Güzeloğlu, Yüzyılın Dolandırıcısı Selçuk Parsadan, +1 Kitap, s. 41
  30. Niteliği sonradan anlaşılmak.
    • "Eyvah, bu da ötekiler gibi soysuz çıktı." - Reşat Nuri Güntekin
  31. Belirmek, tanınmak.
    • "Bir ilçe belediye başkanı hepsinden açıkgöz çıktı." - Muzaffer İzgü
  32. Davranışta herhangi bir niteliği bulunmak.
    • "Oğlan akıllı çıktı, kimleri bulacağını, kimlerle çalışacağını bildi." - Oya Baydar
  33. Yerinden oynamak.
    • "Fukaranın hem sağ bileği çıkmış hem davulu patlamıştı." - Reşat Nuri Güntekin
  34. Görünür veya belli bir durumda bulunmak.
    • Cılız vücutları, kemikleri çıkmış yüzleri ve bir asabî hastalığa uğramış gibi parlıyan gözleri ile, ölçüsüz bir neşe içinde kendilerini kaybe­den delikanlıların, ve cemiyetin haksız ve mantıksız bağ­larına, batıl hükümlerine isyanın en iyi şeklini cinsî arzularını başıboş bırakmakta bulduklarını zanneden genç kızların hali sahiden hazindi.
      — 1943, Sabahattin Ali, Kürk Mantolu Madonna, Remzi Kitabevi, s. 121
  35. Oluşmak, olmak.
    • Sabahçı garsonu ocağın içinden , "Hoş geldiniz" diye seslendi, selamlaştılar, çayın çıkmak üzere olduğunu söyledi.
      — 1997, Oktay GÜZELOĞLU, Beyoğlu'nda Garibanın Otopsisi Yapılmaz, Hiç Yayınları, s. 102
    • Fırtına çıkacak diye çok bekledim o yaz.
      — 2004, Ahmet BÜKE, İzmir Postası'nın Adamları, Kanat Yayınları, s. 1
  36. Piyasaya sürülmek.
    • Bir aralar ben Kafesliköy'de zoraki istirahat buyururken beyaz filt­reli Samsun ve kırmızı filtreli Maltepe çıkıyor piyasaya.
      — 1997, Mehmet KARTAL, “Eski Bir Beyefendinin (artık haybeden oğlu) Beyoğlu”, Öküz, 41. sayı, s. 30
  37. Bitmek, büyümek, sürmek.
    • "Mayısın ortası olmadan ekinler çıktı." - Ümit Kaftancıoğlu
  38. Emir, talimat vb. verilmek.
    • "Dört gün, dört gece yanına kimse varmayacak diye emir çıktı." - İlhan Tarus
  39. (zaman) Ayın veya mevsimin geçmesi
    • Şubat ayının çıkmasına az vakit kalınca önceki gibi değildi bu sabah.
      — 2024, Meliha YILDIRIM, Remil, Alakarga Sanat Yayınları, s. 65
  40. Yeni yetişip satışa sunulmak.
    • "Önce badem ağacı çiçek açtı, sonra çağlalar ağaçları süsledi. Ardından erikler çıktı." - Vivet Çavlı
  41. Yükselmek.
    • Fiyatlar çıktı
  42. Sesini yükseltmek.
  43. Giderilmek, yok olmak.
    • "Gerçekten adamın kolundaki leke çıktı. Çıktı ama, üzerindeki kumaş da eriyip gitti..." - Muzaffer İzgü
  44. Bir şeyi unutmak.
    • sen beyaz bir kadınsın/uzaktaki/gözlerin aklımdan çıkmıyor
      — 1960, Attilâ İlhan, Ben Sana Mecburum, Ataç Kitabevi, s. 68
  45. Ay'ın veya Güneş'in görünmesi.
    • "Hava açılmış, ay çıkmıştı." - Refik Halit Karay
    • "Güneş seni ısıtmak için çıkıyordu." - Yakup Kadri Karaosmanoğlu
  46. (basın yayın) Kitap, dergi vb. kaynakların yayımlanması
    • "Yeni çıkmış Fransızca bir iki kitap bulunurdu." - Yusuf Ziya Ortaç
  47. Aktarılmış olmak:
    • "Çok geçmeden haber çıkacağını kadınlık insiyakıyla derhâl sezmişti." - Refik Halit Karay
  48. Gerçek hâle gelmek:
    • "İnsanın her gördüğü rüya çıkmaz ya!" - Memduh Şevket Esendal
  49. Bulunduğu yerden fırlamak, kopmak:
    • Arabanın direksiyonu çıkmak.
  50. Bir şeyin düzeni bozulmak, eskisinden daha değişik, kötü bir duruma girmek:
    • "Artık yaşanılır olmaktan çıktı İstanbul. Yaşanılır gibi değil. Daha doğrusu, İstanbul, İstanbul olmaktan çıktı." - Demirtaş Ceyhun
  51. (sosyoloji) flört etmek
    • Çıktığı kızları da kıskanmıyordum, çünkü hangi kızla çıkarsa çıksın ben varım diyordum.
      — 2018, Ayfer Tunç, Âşıklar Delidir ya da Yazı Tura, Can Sanat Yayınları, s. 350
  52. Erişmek, görmek.
    • "Aklı başında ama sabaha çıkamayacağına kalıbımı basarım." - Sait Faik Abasıyanık
  53. Harcamak zorunda kalmak.
    • "Geçen hafta düğünümüz oldu. Çok paradan çıktım." - Aziz Nesin
  54. (yemek içmek) Özellikle yemeklerin verilmesi, sunulması.
    • Bir gün akşam yemeğinde tatlı olarak diyet baklava çık­mıştı.
      — 2014, Emrah POLAT, Alocu Tilki'nin Serencamı, İletişim Yayınları, s. 64
  55. (argo) Vermeye katlanmak
    • Çık çocuğun parasını.
      — 2022, Ümit KAFTANCIOĞLU, Altın Ekin, Dinozor Genç, s. 147
  56. Gitmek.
    • Bu arada mahkemeye de çıktım tabii.
      — 2000, Mehtap KANDEMİR, Komple Muamele, Parantez Yayınları, s. 40

Çekimleme

[düzenle]
çıkmak eyleminin çekimi
olumlu çekimler
tekil çoğul
ben sen o biz siz onlar
bildirme (haber)
kipleri
belirli geçmiş basit çıktım çıktın çıktı çıktık çıktınız çıktılar
hikâye çıktıydım çıktıydın çıktıydı çıktıydık çıktıydınız çıktıydılar
rivayet — — — — — —
şart çıktıysam çıktıysan çıktıysa çıktıysak çıktıysanız çıktıysalar
çıktılarsa
belirsiz geçmiş basit çıkmışım çıkmışsın çıkmış çıkmışız çıkmışsınız çıkmışlar
hikâye çıkmıştım çıkmıştın çıkmıştı çıkmıştık çıkmıştınız çıkmıştılar
rivayet çıkmışmışım çıkmışmışsın çıkmışmış çıkmışmışız çıkmışmışsınız çıkmışmışlar
şart çıkmışsam çıkmışsan çıkmışsa çıkmışsak çıkmışsanız çıkmışsalar
çıkmışlarsa
geniş basit çıkarım çıkarsın çıkar çıkarız çıkarsınız çıkarlar
hikâye çıkardım çıkardın çıkardı çıkardık çıkardınız çıkardılar
rivayet çıkarmışım çıkarmışsın çıkarmış çıkarmışız çıkarmışsınız çıkarmışlar
şart çıkarsam çıkarsan çıkarsa çıkarsak çıkarsanız çıkarsalar
çıkarlarsa
şimdiki basit çıkıyorum çıkıyorsun çıkıyor çıkıyoruz çıkıyorsunuz çıkıyorlar
hikâye çıkıyordum çıkıyordun çıkıyordu çıkıyorduk çıkıyordunuz çıkıyordular
rivayet çıkıyormuşum çıkıyormuşsun çıkıyormuş çıkıyormuşuz çıkıyormuşsunuz çıkıyormuşlar
şart çıkıyorsam çıkıyorsan çıkıyorsa çıkıyorsak çıkıyorsanız çıkıyorsalar
çıkıyorlarsa
gelecek basit çıkacağım çıkacaksın çıkacak çıkacağız çıkacaksınız çıkacaklar
hikâye çıkacaktım çıkacaktın çıkacaktı çıkacaktık çıkacaktınız çıkacaktılar
rivayet çıkacakmışım çıkacakmışsın çıkacakmış çıkacakmışız çıkacakmışsınız çıkacakmışlar
şart çıkacaksam çıkacaksan çıkacaksa çıkacaksak çıkacaksanız çıkacaksalar
çıkacaklarsa
dilek (tasarlama)
kipleri
istek basit çıkayım çıkasın çıka çıkalım çıkasınız çıkalar
hikâye çıkaydım çıkaydın çıkaydı çıkaydık çıkaydınız çıkaydılar
rivayet çıkaymışım çıkaymışsın çıkaymış çıkaymışız çıkaymışsınız çıkaymışlar
şart — — — — — —
şart basit çıksam çıksan çıksa çıksak çıksanız çıksalar
hikâye çıksaydım çıksaydın çıksaydı çıksaydık çıksaydınız çıksaydılar
rivayet çıksaymışım çıksaymışsın çıksaymış çıksaymışız çıksaymışsınız çıksaymışlar
şart — — — — — —
gereklilik basit çıkmalıyım çıkmalısın çıkmalı çıkmalıyız çıkmalısınız çıkmalılar
hikâye çıkmalıydım çıkmalıydın çıkmalıydı çıkmalıydık çıkmalıydınız çıkmalıydılar
rivayet çıkmalıymışım çıkmalıymışsın çıkmalıymış çıkmalıymışız çıkmalıymışsınız çıkmalıymışlar
şart çıkmalıysam çıkmalıysan çıkmalıysa çıkmalıysak çıkmalıysanız çıkmalıysalar
çıkmalılarsa
emir basit — çık çıksın — çıkın
çıkınız
çıksınlar
hikâye — — — — — —
rivayet — — — — — —
şart — — — — — —
olumsuz çekimler
tekil çoğul
ben sen o biz siz onlar
bildirme (haber)
kipleri
belirli geçmiş basit çıkmadım çıkmadın çıkmadı çıkmadık çıkmadınız çıkmadılar
hikâye çıkmadıydım çıkmadıydın çıkmadıydı çıkmadıydık çıkmadıydınız çıkmadıydılar
rivayet — — — — — —
şart çıkmadıysam çıkmadıysan çıkmadıysa çıkmadıysak çıkmadıysanız çıkmadıysalar
çıkmadılarsa
belirsiz geçmiş basit çıkmamışım çıkmamışsın çıkmamış çıkmamışız çıkmamışsınız çıkmamışlar
hikâye çıkmamıştım çıkmamıştın çıkmamıştı çıkmamıştık çıkmamıştınız çıkmamıştılar
rivayet çıkmamışmışım çıkmamışmışsın çıkmamışmış çıkmamışmışız çıkmamışmışsınız çıkmamışmışlar
şart çıkmamışsam çıkmamışsan çıkmamışsa çıkmamışsak çıkmamışsanız çıkmamışsalar
çıkmamışlarsa
geniş basit çıkmam çıkmazsın çıkmaz çıkmayız çıkmazsınız çıkmazlar
hikâye çıkmazdım çıkmazdın çıkmazdı çıkmazdık çıkmazdınız çıkmazdılar
rivayet çıkmazmışım çıkmazmışsın çıkmazmış çıkmazmışız çıkmazmışsınız çıkmazmışlar
şart çıkmazsam çıkmazsan çıkmazsa çıkmazsak çıkmazsanız çıkmazsalar
çıkmazlarsa
şimdiki basit çıkmıyorum çıkmıyorsun çıkmıyor çıkmıyoruz çıkmıyorsunuz çıkmıyorlar
hikâye çıkmıyordum çıkmıyordun çıkmıyordu çıkmıyorduk çıkmıyordunuz çıkmıyordular
rivayet çıkmıyormuşum çıkmıyormuşsun çıkmıyormuş çıkmıyormuşuz çıkmıyormuşsunuz çıkmıyormuşlar
şart çıkmıyorsam çıkmıyorsan çıkmıyorsa çıkmıyorsak çıkmıyorsanız çıkmıyorsalar
çıkmıyorlarsa
gelecek basit çıkmayacağım çıkmayacaksın çıkmayacak çıkmayacağız çıkmayacaksınız çıkmayacaklar
hikâye çıkmayacaktım çıkmayacaktın çıkmayacaktı çıkmayacaktık çıkmayacaktınız çıkmayacaktılar
rivayet çıkmayacakmışım çıkmayacakmışsın çıkmayacakmış çıkmayacakmışız çıkmayacakmışsınız çıkmayacakmışlar
şart çıkmayacaksam çıkmayacaksan çıkmayacaksa çıkmayacaksak çıkmayacaksanız çıkmayacaksalar
çıkmayacaklarsa
dilek (tasarlama)
kipleri
istek basit çıkmayayım çıkmayasın çıkmaya çıkmayalım çıkmayasınız çıkmayalar
hikâye çıkmayaydım çıkmayaydın çıkmayaydı çıkmayaydık çıkmayaydınız çıkmayaydılar
rivayet çıkmayaymışım çıkmayaymışsın çıkmayaymış çıkmayaymışız çıkmayaymışsınız çıkmayaymışlar
şart — — — — — —
şart basit çıkmasam çıkmasan çıkmasa çıkmasak çıkmasanız çıkmasalar
hikâye çıkmasaydım çıkmasaydın çıkmasaydı çıkmasaydık çıkmasaydınız çıkmasaydılar
rivayet çıkmasaymışım çıkmasaymışsın çıkmasaymış çıkmasaymışız çıkmasaymışsınız çıkmasaymışlar
şart — — — — — —
gereklilik basit çıkmamalıyım çıkmamalısın çıkmamalı çıkmamalıyız çıkmamalısınız çıkmamalılar
hikâye çıkmamalıydım çıkmamalıydın çıkmamalıydı çıkmamalıydık çıkmamalıydınız çıkmamalıydılar
rivayet çıkmamalıymışım çıkmamalıymışsın çıkmamalıymış çıkmamalıymışız çıkmamalıymışsınız çıkmamalıymışlar
şart çıkmamalıysam çıkmamalıysan çıkmamalıysa çıkmamalıysak çıkmamalıysanız çıkmamalıysalar
çıkmamalılarsa
emir basit — çıkma çıkmasın — çıkmayın
çıkmayınız
çıkmasınlar
hikâye — — — — — —
rivayet — — — — — —
şart — — — — — —

Atasözleri

[düzenle]

Deyimler

[düzenle]

bata çıka, cıcığı çıkmak, çıkmadık canda umut var, çileden çıkmak, çizmeden yukarı çıkmak, düzlüğe çıkmak, götü çıkmak, sütten çıkmış ak kaşık, başına çıkmak, dalıp çıkmak, dediğinden çıkmak, düzlüğe çıkmak, göbeği çıkmak, ortaya çıkmak, tatile çıkmak

Türetilmiş kavramlar

[düzenle]

battıçıktı, zıpçıktı

Çeviriler

[düzenle]
çıkmak
flört etmek
gitmek

Kaynakça

[düzenle]