Ölümden korkarken yaşamak
Ölüm karşısında her zaman güçlü, sakin kalmak veya kolayca kabullenmek mümkün değil. Sevdiğimiz birinin acısını ve korkusunu da her zaman hafifletemeyiz. Ama onunla konuşabilir, onu dinleyebilir, yanında olabiliriz.
Aileyi taşıyan çocuk olmak
Bazı ailelerde bir çocuk daha küçük yaşlardan itibaren herkesin yükünü taşımaya başlar. Bu çocuk en büyük, ortanca ya da en küçük kardeş olabilir. Büyüdüğünde annesinin hastalığı, babasının ekonomik sıkıntıları, kardeşinin borçları, evliliğindeki sorunlar onun da meselesidir. Başkaları zorlandığında yardım görürken onun kendi sorunlarını çözmesi beklenir. Hastalansa da yorulsa da bir şekilde üstesinden geleceği varsayılır. Zamanla ailesinin gözünde ihtiyaçları olan bir insan olmaktan çok, başkalarının ihtiyaçlarını karşılayan kişiye dönüşür.
İyilik ne zaman borca dönüşür?
Birine yardım etmekle, yapılan yardım üzerinden onun hayatında hak sahibi olduğunu düşünmek arasında önemli bir fark vardır.
Neden her şeyi aşırı analiz ediyoruz?
Bir davranışın nedenini öğrenmek, o davranıştan vazgeçtiğimizde karşılaşacağımız duygulara dayanmayı tek başına kolaylaştırmaz. Yıllarca başkalarını memnun ederek kabul görmeye alışmış biri, sınır koyduğunda karşısındakinin uzaklaşmasından korkabilir. Bu korku, doğru olduğunu bildiği hâlde eski davranışına dönmesine neden olabilir.
Yetişkinlikte arkadaşlık neden zor?
Arkadaşlığın zahmeti yetişkinlikte biraz da onu hayatın içinde tutabilmekten geliyor... Çocukken aynı bahçeye hayat bizi çıkarıyordu; yetişkinlikte birbirimizin kapısını biraz da kendimiz çalmak zorundayız.
Daha iyi günleri beklerken bugünden olmak
Hayatın tuhaf bir tarafı var: Daha iyi günleri beklerken geçen günleri hesaptan düşmüyor.
Psikolojik dayanıklılık: İmkan mı kapasite mi?
Zor koşullarda işlevini sürdüren, kendisinden bekleneni yapan, düzenini bozmayan kişiyi dayanıklı sayıyoruz. Oysa insan kendisini korumayı öğrenirken hayatını daraltan alışkanlıklar da edinebilir. Dayanıklılığın ne olduğunu anlamak için, insanın neye dayanabildiği kadar neye uyum sağladığına da bakmak gerekir.
Neden başkasının bedeni hakkında konuşuyoruz?
Birini aylar sonra görüyorsunuz. Daha “nasılsın?” demeden hızlı bir yoklama başlıyor: “Kilo almışsın.” “Çok çökmüşsün.” “Yüzün çok güzel, biraz kilo versen…” Bu sözler çoğu zaman hakaret eder gibi değil, çayın yanına kaşık bırakır gibi söyleniyor. Rahatsız edici olan biraz da bu: Başkasının görünüşü hakkında konuşmak, gündelik hayatın olağan bir hakkıymış gibi görülüyor
Birini kaybettiğimizde neyi kaybederiz?
Ölüm bir anda olur, ona göre kurulmuş gündelik düzen ise aynı hızla çözülmez. Akıl haberi bir kez alır; gündelik hayat yokluğu küçük küçük öğrenir.
İhanetin psikolojisi
Düşmanımızın bize zarar verebileceğini biliriz. Yakınımızdaki biri içinse aynı ihtimali hesaba katmayız. Darbenin ağırlığını, yapılan şey kadar onu yapanın kim olduğu da belirler.
Ben böyle(mi)yim?
Yıllar boyunca aynı özelliklerimiz görülüp adlandırıldıkça, biz de kendimizi o kelimelerle anlatmaya başlayabiliriz. Bir süre sonra başkalarının bizi nasıl bildiğiyle bizim nasıl biri olduğumuzu sandığımız şey arasındaki sınır eskisi kadar belirgin olmayabilir. O zaman soru yalnızca başkalarının bizi nasıl gördüğü değildir: “Ben böyleyim” dediğimiz şeyin ne kadarı gerçekten bize aittir?
Bir insan hayatımızdan ne zaman gerçekten çıkar?
Bir ilişkinin başladığı günü nasıl tam olarak bulamıyorsak, içeride bittiği günü de gösteremeyiz. Hafıza tarih tutmaz. Bir sabah kalkıp her şeyin geçtiğini ilan etmez. Bir süre sonra fark ederiz: Eskiden bugünün içine karışan şey, artık ait olduğu yerde duruyordur. Bazı ilişkiler unutulduğu için değil, sonunda geçmiş zaman kipine geçebildiği için biter.