Showing posts with label uyku. Show all posts
Showing posts with label uyku. Show all posts

Wednesday, November 14, 2012

Çok erken uyanan çocuklar...

Bizde var bu tipten:)
Çözüm: Kabullenmek! Yapacak birşey yok demek. Geç yatırmak kesinlikle birşey farkettirmiyor. Benim tarafım genelde erken uyanır. Eşim çok uzun sürelerle uyuma kapasitesine sahip. Ama Alp bana çekmiş, 6-6:30 arası uyanıyor. Kazara geç mi yattı, 5:30'da uyanıyor. Bu konuyla barışmak gerekiyor. Derin derin nefesler alıp bunu kabullenmek, anne baba olarak sizin de uyku saatlerinizi öne almanız gerekiyor. Evde bakıcı varsa ve cocugunuz onunla vakit geçirmekten zevk alıyorsa elbet şahane bir durum. Ama bizde durum şu: Alp erken uyanıp salona yönleniyor, lego adamlarından birini alıyor sonra da bizim yanımıza geliyor. Asla geri uyumuyor. İstisna: Hasta olup ilaç kullandığı zamanlar. Onun dısında yaptığı bütün eylemler bizi uyandırmaya yönelik. O kadar da tatlı anlar ki onlar, sonunda dayanamayıp birimiz kalkıyoruz, onunla salona yöneliyoruz.

Lego işi bambaşka bir konu, gerçekten çok eğlenceli, onu ayrıca anlatacağım.

Saturday, January 28, 2012

Uykunun önemi, bir kez daha...




Ne zamandır uyku ile ilgili birşey yazmıyordum. Heyecanlı birşey olsun da yazayım diye beklerken, NURTURE SHOCK kitabını okudum. Kitap çok güzel yazılmış, çok ilginç araştırmalardan bahsediyor. Uyku kısmı o kadar ilginç ki paylaşmak istedim.

Uyku ve Obezite ve TV:
Senelerdir, TV basında geçirilen zaman yüzünden obezitenin gençlerde arttığı söylendi, yazıldı. Çok da mantıklıydı değil mi, ne de olsa artık çocuklar da gençler de bizim zamanımızdaki kadar koşmuyorlar, bahçede vakit geçirmiyorlar.
Bazı uzmanlar, bu konuda yapılan çalışmaları yeteri kadar bilimsel bulmamışlar. Bu yüzden daha bilimsel araştırmalar yapmışlar.
Sonuç gerçekten şaşırtıcı: OBEZ ÇOCUKLAR ve NORMAL KİLOLULAR TV KARŞISINDA EŞİT MİKTARDA VAKİT GEÇİRİYORLARMIŞ!!
Okullarda menü değişikliğine gidilen yerlerde de çocukların kilo konusunda çok da kayde değer değişiklikler bulamamışlar.
Ama sıkı durun: OBEZ ÇOCUKLAR, NORMAL KİLOLULARA GÖRE ORTALAMA 1 SAAT DAHA AZ UYUYORMUŞ! Evet, gazetelerin flash haberleri gibi yazdım ama gerçekten ilginç bu bulgular. Vee günümüz çocukları ve gençleri, 30 sene öncesine göre (benim çocukluğum zamanları,41 yaşındayım) ortalama 1 saat az uyuyorlarmış. Çünkü güzel uyuduğunuz zaman metobolizmayı çalıştıran hormonlar ve açlık hissini bastıran hormonlar devreye giriyormuş. Buyrun buradan yakın! Bunun da üstüne uykusuz cocukların enerjisi de düştüğü için daha az hareket ediyorlar ve tabii daha az kalori harcıyorlarmış.
TV bu açıdan temize çıktı. (Başka açılardan hala karşıyım o ayrı mesele:))

Uyku ve Öğrenme:
Bu konuda o kadar çok çalışma var ki, bunu zaten birçok insan biliyor. Fakat asıl bir konu var ki bu ilginç:
Çocuklarda, uykunun slow wave stage dedikleri kısmı, ki bu öğrenmenin pekiştiği zaman, uykularının %40'ını oluştururken, biz yetişkinlerde bu ancak %4. Uykunun azlığı, çocuğun öğrenmesini de böylece direkt etkiliyor.
Bir test yapıyorlar. Deneklerin yarısına 1 saat erken yatmalarını, yarısına da geç yatmalarını söylüyorlar. Ertesi gün onlara çeşitli testler yapıyorlar. Erken yatanların skorları, geç yatanlara göre şaşırtıcı oranda yüksek.

Çok Erken Kalkma:
Kitap ABD'de yazıldığı için, oradaki okulların durumu ele alınmış ama İstanbul'da da durum çok farklı değil! Çocukların okulları genelde 7:30 gibi başlıyormuş. Bunun sebebi ögretmenler trafik olmadan gelsin, servis büyükleri bir posta toplasın, sonra da küçükleri toplasın, sporcular okuldan sonra faaliyet yapabilsin gibi sebeplermiş. Ancak bu tempo için 6 gibi kalkmak zorunda kalan çocukların slow wave sleep'leri bozuluyor, totalde de %40'lık verimi alamıyorlarmış. Bir de saat kurup kalktıklarında, onların melatonini hala salgılanmaya devam ettiği için, çoğu çocuk ilk dersi hiç algılayamadığı gibi, uykuya bile dalıyormuş! Bu çalışmaları duyan birkaç tane okul, okul başlama saatini 1 saat ileri atmışlar. Netice mucizevi: Çocukların birden notları yükselmiş, SAT skorları (oradaki üniversite sınavı gibi birşey diyelim) inanılmaz gelişmiş. Sadece 1 saat daha fazla uyutarak!
(Buradan hemen kendime not çıkartıyorum: Alp için eve yakın bir okul bakılması daha da önem kazandı!)

Uyku ve Depresyon:
Yine günümüz gençlerinde çok yaygın olarak ilgisizlik, iniş çıkışlı duygulara fazlasıyla sahip olma, depresyon da yine totalda 1 saat az uyku uyumaktan geçiyormuş. Sizin de başınıza gelmiştir, uykusuzken insanın aklına nedense kötü şeyler gelir. Hiç oturup mutlu şeyler düşünülmez. Nedenini yine bu kitapta öğrendim: Olumsuz uyaranlar beynin amigdala bölgesinde proses edilirken, olumlu uyaranlar hipokampus böylesinde proses edilirmiş. Uykusuzluk hipokampusu çok kötü etkiliyormuş. Bu yüzden uykusuzluk hep negatif hatıraları, olayları yaşatıyormuş...

Bu arada bu kitabın birçok bölümü var, hepsi birbirinden ilginç. Ama ben öncelikle uykuyu yazmak istedim. Bir diğer yazımı da zaten Montessori'nin de hiç önermediği çocuğu habire övme durumu var ki onu başka yazımda yazacağım.

Sunday, November 13, 2011

Çocuklarda Jet Lag (uzun uçak yolculuğu sonrası uyku bozukluğu)

Jet lag'in tercümesi bunun gibi birşey. Yani yaşadığınız yer ile gittiğiniz yer arasında fazla saat dilimleri varsa, saatlere uyum sağlama(ma) durumu!

Daha önce okuduğum bütün kitaplar çocukların çok kolay ayak uydurduğunu çünkü biyolojik saatlerinin güneşe ayarlı olduğunu söylüyorlardı. Ama bu doğru çıkmadı! Çok hayal kırıklığına uğradım gerçekten.

Gittiğimiz saat dilimi -7 saat idi. Batıya gittik. Biz büyükler kendimizi zorlayıp birkaç gün geç yatınca hemen düzeliyor bu durum. Ama 3 yaşındaki çocuğu zorla ayakta tutmak mümkün olmuyor. Üstelik gündüz öyle bir uykuya dalıyordu ki, sanki gece uykusu. Kesinlikle uyanmıyordu. Bunun üstüne gece uykuya geçince neredeyse 5 gün boyunca sabah 4'de uyandı! Kuzen evinde kalıyorduk, kimseyi uyandırmak istemediğimiz için, Alp'i odadan hiç çıkartamadık. Önüne yerleştirdiğimiz legoları ile epey bir vakit geçirmek zorunda kaldı. En son çare de DVD player koymak oldu. Bu maalesef en etkilisi. (Türkiye'ye dönünce cihaz hemen yok edildi. Alp de sormadı neyse ki)

5.gün sonunda Alp de normale geldi. Merak edenler için: 6 yaşından küçük çocukların, jet lag'i aşmak için alabilecekleri birşey yok. Biz büyükler melatonin alabiliyoruz, o da doğal hormon vücutta bulunan, ama çocuklara hiç tavsiye edilmiyor. Biz de almadık bu sefer, Alp'a ayak uyduralım diye. Yoksa iyice perişan olurduk.

Asıl Türkiye'ye dönüş sonun oluyor. Doğuya gelmek herzaman daha zordur, uyum açısından. Bir kere, gece bir türlü gelmez uykunuz. Alp'in de gelmedi. Hayatında ilk defa 00:30'da yattı hem de birkaç gece üst üste. Hal böyle olunca da 10:30'larda uyandı. 4.günün sonunda, saat kurmaya karar verdim. Bu sabah (Pazar) herkesi 9'da kaldırdım. Yarın iş günü, okul günü. Mecburen 7'de kalkacağız. Alp bu gece ilk defa 21:30'da yattı...

Diyeceğim o ki, evet, çocuklar için de jet lag var. Üstelik ilaç alamadıkları için bizden beter oluyorlar maalesef.

Monday, August 8, 2011

Uyku problemleri için danışmanlık

Uyku ile ilgili ilk bilgilerimi aldığım, İstanbul'da bulunan IPC, uyku eğitimi ve problemleri ile ilgili derslere başlamış. Çok sevindirici bir haber bu. Türkiye'de bu işi ciddiye alan kurum, doktor, psikolog görmedim, duymadım. Eğer probleminiz varsa bu konuda yaptıkları derslere gitmenizi tavsiye ederim. Kişiye özel seanslar da yapıyorlarmıs. Detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Wednesday, June 8, 2011

Çocuğunuz ne kadar uyumalı

Baby Center, bu hafta bir yazı yayınlamıs, çocuğunuzun uyuması gereken miktarı bir tablo ile yayınlamış. Ben de aynen buraya ekliyorum:



Yazının orijinalini burada bulabilirsiniz. Aşağıdaki notta, iki sütunun toplamının tam tutmayabileceğini çünkü öğlen çok uyuyan çocuğun gece az uyuyabildiğine ya da tam tersi duruma dikkat çekmiş.

Friday, April 8, 2011

Ferber Kitabı artık Türkçe!!


Yazılmış en önemli UYKU KİTABI olan, Ferber'in kitabı nihayet Türkçe'ye kazandırıldı. ÇOCUĞUNUZUN UYKU SORUNUNU NASIL ÇÖZERSİNİZ?
Haberi veren arkadaşım beni gerçekten çok sevindirdi. Kitabı alıp okuması için onu teşvik ettiğim için bana teşekkür etmiş, bu beni gerçekten mutlu etti. Annelerimize böyle bir kaynakça kazandırılmasının ucundan da olsa içinde olmak çok güzel:)
Blogun başlarında var ama tekrar hatırlatayım: Bu kitap genel bir uyku kitabı. Ana merkez bebekler olmakla beraber yetişkinler için bile birşey bulabilirsiniz bu kitapta. Çok tavsiye ederim. Yetişkinseniz ve çocuğunuz yoksa bile, uyku sorununuz varsa okumanız iyi olur.

Friday, December 24, 2010

Bir tane daha, son, söz..

Uykudan önce faslı. Eskiden ne kadar kolaydı, rutini izler, yatağa koyar, öper ve çıkardık. Hemen uyurdu Alp. Ama artık herşey değişti. Bütün arkadaşlarımdan duymuş olduğum uyumamak icin direnme bizde de baş gösterdi. Alp yatmamak için müthiş direnç gösteriyor. Yatınca da başlıyor hikayelere. Onu da anlat, bunu da anlat... Ama bildiğimiz masallar değil asla, nedense onlarla hiç ilgilenmiyor. Bana vinç anlat, uzay mekiği anlat, kamyon anlat gibi şeyler. Ben çareyi limit koymakta buldum. Sana 3 tane anlatacağım diyorum. Her seferinde kaçıncıda olduğumu belirtip, en sonuncuda "son-başka yok" diyorum. Bu Alp'i kesiyor mu?? Yooo, hayır. Benimle beraber her ne kadar SON dese de, anne bir daha diye başlıyor. Kararlı olunca kısa sürede alıştı duruma. Ama her seferinde şansını deniyor. Hatta babayı, Selda'yı da deniyor, ayrı ayrı. Kararlı olmak gerçekten önemli. Selda'yı bu konuda tamamen devre dışı bıraktım, çünkü Alp onu çok "sömürüyor" Biz daha kararlı olabiliyoruz.

Daha önce çok okuduğum saat kurma işini yapmaya başladım. Mucize gibi yarıyor. Herşeyde de yapıyoruz. Sokaktan eve mi girmiyor, hemen saat kuruyoruz. Banyoya mı girmiyor, hemen saat. Artık kendisi yapmaya başladı. Bunu ters olarak da kullanıyor: eve gelenlerin gitmesinden hiç hoşlanmıyor. Gitmesinler diye, size saat kuruyorum diyor, saati kuruyor. Digital olduğu için, en son ne varsa o kurulmus oluyor. Genelde 5 dakikaya ayarlı. Çalmadan kimse evden gidemiyor. "Anne bana saat kur" en popüler cümlemiz bu ara. Ne zaman mı diyor, birşeyi yarıda bırakmak istemediği zaman. Deneyin, faydasını göreceksiniz...

Tuesday, December 15, 2009

Sabır, sabır, sabır...

Alp 17 aylık oldu. Uyku konusunda sabretmenin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gördük. Sabaha kadar uyuyan oğlumuz, birşey oldu ve birden 10 gün boyunca geceleri uyanmaya başladı. Biz hiç ama hiçbir seyi değiştirmemiştik. Rutinlere sadık kalmışız, seyahate gitmemişiz, ne oldu da bozuldu? Beyin gelişiminin sorumlu olduğunu sadece tahmin edebiliyoruz. Ama sadece tahmin. Bu durumla sadece bu aylarda degil devamlı karsılaşılıyor. 6 aylıkken de oluyor, 12 aylıkken de. İşte bu durumda morali hiiiç bozmamak ve rutine aynen devam etmek lazım. Veee kocaman olmus cocugu sakın aglatmayın. Artık herşeyin farkında. Uyanıp yatağının içinde mi oturuyor, odasına gidip yere yatın. Sizin orada olduğunuzu bilince sakinleşir. Kendi kendine yine uykuya geçer. Ama bizim örneğimizde olduğu gibi bu 1.5 saat sürebilir. O yüzden de evde başkasıyla haftanın günlerinde paylaşılabilir. Devamlı gece kalkınca hele de işe gidiyorsanız, insanın enerjisi düşüyor.

Bir de erken uyanma meselesi var. Daha önce de yazmıstım: Çocuktan önce uyanıp, onu uyandırmak çok işe yarıyor. Alp yine 5'lerde kalkmaya başladı. Biz de 12'den önce uyumadığımız için zombiye döndük. 4'e saat kurup kalktım, 2 gece yaptım, 3.'de problem çözülmüştü.

Sabredin, çocuğunuza kendi kendine uykuya geçmeyi zaten öğrettiyseniz, bunlar geçecek. Pes edip ekstra yöntemlere başvurmayın :)

Sunday, November 15, 2009

Alp yürüdü ve rahata erdik!

Evet, sonunda yeni bir dönem başladı. Genelde yürümeye başlayan çocuk çılgın gibi etrafa saldırır, merak içinde herşeyi karıştırır, kendini oradan oraya atar derler ama Alp'de biraz farklı oldu. Zaten geç emeklemişti. Tam Alp herhalde direkt yürüyecek derken, ki bu sırada çok güzel sıralıyordu, birden emeklemeye karar verdi. Ondan sonra da ayağa kalkmaktan vazgeçti. Hızlıca emeklemeye geçti. 4 ay kadar devamlı emekledi. Böylece bütün tahminler boşa çıktı, doğrudan yürüyecek diyen bahisler kaybetti :)
Neyse bu sırada Alp yürüyen bütün çocukların özelliklerini gösterdi. Galiba kendini yürüyor gibi hissetti. Büyük bir heyecan içinde heryeri alt üst etti, kanapelere, dolap tepelerine tırmandı. Geceleri uyanıp yatağının içinde uyandı.
Tam 14 ay dolmuştu ki, birden iki ayağının üstünde yükseldi ve uzun uzun etrafı seyretti. Büyük bir olgunlukla karşıladı gibi bir hali vardı. Biz ise çok sevinçliydik. 2-3 hafta da bu sürdü. Bu arada bir elinden tutunca yanımızda yürüyordu. Yani sanki aslında yürüyor ama bir türlü tek başına cesaret edemiyordu.
14.5 ayında, bir sabah erken Kerim beni Alp'in odasına çağırdı. Koş, koş yürüyor diye. Son sürat odasına girdim ve baktım ki, Alp yürüyor! Paytak paytak, uyurgezer şekilde eller önde. Çok sempatik bir görünüş. Normalde 1 aylık yürüyenler ellerinde birşeyler taşırlarmış ama Alp 2.haftada taşmaya başladı. Bu da Alp'in zihninde yürüdüğünün bir diğer göstergesi!
Bunlar olunca Alp'in uykuları da düzeldi. Biraz sabır gerekiyor. Gerçi çocuk büyütmenin tamamı bunun üzerine kurulu değil mi?

Friday, October 23, 2009

Bebeğim yürümek üzereyken...


Çoğu uyku kitabında bahsi bile geçmeyen, Brazelton'ın Touchpoints isimli kitabında rastladığım bir olay bizim de başımıza geldi, hatta geçti. Ben ancak paylaşabiliyorum...


Herşey yolunda giderken, Alp mışıl mışıl uyurken, birden Alp geceleri uyanmaya başladı. Ama ne uyanmak. Önce diş sandık. Ama yok, diş değildi. Başka ne olabilir derken bu olayı yaşadığımızı anladık: Alp yürümek üzereydi!


Kitapta verilen bilgiye göre, çocuklar uyumadan hemen önce beyinleri farklı işlemeye başlar ve uyku hafiflermiş. Çocuk beyninde uyku hareketlerini canlandırıyor olabilirmiş. Bu esnada uyanan çok cocuk oluyormuş. Sonra da uzun süre uykuya geri dönemiyorlar. Alp yatağındaki bütün oyuncakları odanın ortasına atıyordu. Bu şu demek oluyor: hadi, benimle oynayın. Üstelik odadan çıkarsak avazı çıktığı kadar da bağırıyordu. Biraz uzun sürdü. 2 hafta kadar. Havlu atmak üzereydik. Odasından çıkmadan orada durmak ama bir yandan da kesinlikle onu oyun moduna sokmamak gerçekten zor oldu. Biz bu dönemin geçici olduğunu bildiğimiz için sabırla bekledik. Nöbetleşe geceleri kalktık, Alp'i bekledik.


Ve birgün kalktık baktık ki, Alp gece hiç uyanmamış. Bu olayın 2 hafta sonrasında da Alp yürüdü :)


Bu herkese olmuyor, arkadaşlarıma sordum. Ama olan da var, aklınızda bulunsun...

Wednesday, July 29, 2009

Tatilde Rutin Konusu

Benim en çok endişelendiğim konuydu. Çocuğun düzeni ne olacak? Bozulacak mı? Geri toparlayabilir miyiz? Düzenine ne kadar uyabiliriz? Ama bu konuda herşey yolunda gitti.

Öncelikle bebek yatağını götürdüğümüzü belirtmeliyim. Kapatması ve acması pratik diye aldığımız bu yatak kurdugunuzda iyi de, kapatırken mekanizmaları kilitleniyor, oldukça kötü. Joker'den aldığımız standart bir yataktı. Bebe Confort marka. Ben memnun kalmadım. Neredeyse, kapatamadığımız için Bodrum'da bırakmak üzereydik! Kan ter içinde son dakikada kapatabildik.

Alp'in sabah ve öğlen uykularına, yemek saatlerine ve uyku rutinine çok ama çok dikkat ettik. Saatleri şaşmasın diye elimizden geleni yaptık. Geceleri lokantalara götürmedik. Yazlık evde ona ayrı bir oda da vardı. Böylece evdeki gibi kendi odasında uyuyor olacaktı. Ama evdeki hesap çarşıya uymayıp küçük eve geçince Alp bizim odada uyumak zorunda kaldı. Uyku kitaplarında, tatil sonrası cocukların kendi odalarında yatmakta zorlandıklarından bahseder hep. Ben de bu konuda biraz endişe duydum açıkçası. Ama Alp zaten 7:30 gibi uyuyor ve biz yatırıp odasından çıktığımız için zaten uykuya geçtiğinde biz odada olmuyorduk. Gece kendi uyku vaktimizde yattıgımızda ise Alp zaten uyumus oluyordu. Dolayısıyla böyle bir sorun yaşamadık. Bu daha büyük çocuklar için olan bir sorun olabilir, bilemiyorum. 1 ay kalmıs olmamıza rağmen, döndüğümüz zaman, Alp hemen buradaki odasına adapte oldu.

Arada bir günübirlik yerlere gittiğimiz de oldu. Bu durumda Alp'in tam uyku saatlerinde yola çıktık, böylece yolda uykusunu almıs oluyordu. Dönüşte de yine 2.uykusuna denk getirdik. Özellikle virajlı yollarda anında uyudu. Böylece seyahat içinde yaptığımız mini seyahatlerde de Alp'i huzursuz etmeden gezidrmiş olduk beraberimizde...

Friday, June 5, 2009

Mini tatilin ardından...


Alp ile Pazartesi sabahı gittiğimiz Antalya seyahatinden, Perşembe öğlen döndük. Sandığımdan çok daha kolay geçti yolculuğumuz :)

Pazartesi 11:30 ucağına bindik. Uçağa bindikten sonra Alp'in artık kıpır kıpır olması biraz zorladı bizi çünkü kemerime bağlı olmak hiç ama hiç hoşuna gitmedi. Eline su şişesini verdim. Kalkışta kulağı rahatsız olursa diye çok endişelenmiştim ama su içtiği için hiç sorun olmadı. Bir arkadaşım emziğin de aynı işi göreceğini söyledi. Dönüşte de bunu yaptım, gerçekten hiç ağlamadı. Uçak kalktıktan sonra Alp'i dizimde ayağa kaldırarak oyaladım. Biraz hop hop yaptırdım. Neyseki sadece 50 dk sürüyor yol, hemen geldik.


Bir indik ki, hava hamam! Biz gitmeden bir gün önce birden değişmiş. Hemen soydum oğlumu. Kolsuz body'si ile bıraktım. Bir daha da dönene kadar daha fazla birşey giymedi. Halamların evine vardığımızda, saat 2 olmuştu ve Alp artık iyice yorulmuştu. Bunun üzerine, kuzenlerimin komsudan buldugu seyahat yatagını actık, altına ekstra carsaf serdik ve Alp'i yatagına bırakıp odadan cıktım. Ben pek uyumayacagını düşünüyordum açıkçası, yeni bir ortam, yeni bir iklim.. Ama o da ne, Alp küt diye gitti ve tam 2 saat uyudu. Çok sevindik bu duruma; ne de olsa kafamızda epey bir felaket senaryoları yazmıştık...

O gün Lara plajına gittik. Görmeyenlere söyleyeyim, plajlar Rio gibi olmuş. Uçsuz bucaksız sahil, yanında yürüme yolları, şemsiyeler... Gerçekten medeni. Duşlar, piknik yerleri... Caddebostan'daki don muhabbeti yok :)) Alp çok sevinecek diye içimden gerirken, bir baktım, Alp ağlıyor!! Denizin dalgasından mı, ihtişamından mı bilemiyorum, yaygarayı bastı birden. Zor susturdum. Sonra kucagıma alıp (daha önce pusetindeydi) ayaklarını ıslatayım dedim, yok daha beter ağlıyor. Hemen oradan uzaklaştık. Eve geldik. Akşam yine uyku saatinde, rutinini aynen uygulayarak, Alp'i saatinde yatırdım. Yine yadırgamadan uyudu.


2.gün saat 7:15 olduğunda Alp'den ses gelmiyordu hala. Girip baktım odasına, uyanmış ama ona çok farklı gelen odasını seyrediyor. Bıraktım biraz daha keyif yapsın diye. Kahvaltı, sokakta gezmeden sonra bu sefer denizin sakin olduğu bir plaja gittik. Dalga yoktu. Dedim Alp bu sefer denize bayılacak, tıpkı annesi gibi... Ama o da ne, Alp daha denizi görünce başladı ağlamaya. Ne ağlamak ne ağlamak. Peki dedim, belki bizi eğlenirken görürse mutlu olur. Onu anneannesinin kucağına bırakıp kendim yüzmeye gittim . Aaa, o da ne, Alp yüzüme bakıp bakıp ağlıyor. Sanki çık oradan diyor bana. Çıktım denizden. Onu kucağıma aldım, tam kıyıda oturtayım dedim. Yok yine olmadı, yine ağladı. Biz de plajdan gitmeye karar verdik. Kuzenimin evine gitmeyi programlamıştık önceden. Evinde yüzme havuzu var. Alp de zaten 2 hafta önce İstanbul'da havuza girmiş ve sevmişti. Herhalde bunu da sever dedim. Havuza girdim, onu kucagıma alacağım. O da ne, yine bir kıyamet. Alp ağlıyor, hem de çok... Bari dedim onu çıkartayım, unutturayım bu su olayını, iyice fobi olmasın. Birkaç hafta sonra İstanbul'da yine denerim. Böylece su maceralarımız sona ermiş oldu..


Uyku meselesine gelince, normalde 2 uyku yapan Alp bu sefer hep 1 uykuda kaldı. Ya sabahı uyumadı ya da öğlen uykusunu. Akşam uykusu ise aynen devam etti. Rutinini hep aynı tuttum. Eh artık, gündüz uykularının eksik olması normal. O kadar farklı yer ve insan gördü ki, benim bile hızlı tempodan canım çıktı, epey yoruldum. Gördüm ki, rutinden taviz vermeyince, bozulan birşey de olmuyor. En azından bu yaşlarda :)