OVP, toplum tasarımı ve kalkınma
Geçtiğimiz günlerde Türkiye’nin önümüzdeki üç yılına ilişkin ekonomik ve sosyal yol haritasını belirleyen 2027-2029 Orta Vadeli Program (OVP) açıklandı. 6 Eylül’de kamuoyuyla paylaşılan program doğal olarak büyüme, enflasyon, istihdam ve bütçe hedefleri üzerinden tartışılıyor.
Fakat metni biraz daha yakından okuyunca en az rakamlar kadar dikkat çekici bir şey var: OVP yalnızca ekonominin nereye gideceğini değil, nasıl bir kalkınma anlayışının ve nasıl bir toplumsal yapının hedeflendiğini de tarif ediyor. Çünkü metnin içine dağıtılmış sosyal politika başlıklarını yan yana getirdiğimizde çalışma hayatından eğitime, aileden bakım politikalarına kadar uzanan oldukça geniş bir çerçeve çıkıyor karşımıza. Mesela programda şu madde var: “Çalışmanın fazileti ve üretmenin toplumsal değeri, örgün eğitim sürecinin başlangıcından itibaren müfredata yansıtılacaktır.”
Kalkınmanın görünmeyen müfredatı
Bu cümleyi yalnızca istihdam politikası olarak okumamak lazım. Çünkü burada çocuklara beceri kazandırmaktan değil, çalışmaya ve üretmeye hangi anlamın yükleneceğinden söz ediliyor. Aynı bölümde sosyal yardım alanların işgücüne katılımının artırılması, ebeveyn izninin bakım sorumluluklarını daha dengeli paylaşacak şekilde düzenlenmesi, kreş ve bakım hizmetlerinin yaygınlaştırılması, esnek çalışma modellerinin geliştirilmesi de var.
Bir başka bölümde aile ve nüfus yapısının güçlendirilmesi, evlenecek gençlerin desteklenmesi, sosyal konut, hatta ortaöğretimdeki “Türk Sosyal Hayatında Aile” dersinin geliştirilmesi yer alıyor. Bu durum pejoratif anlamıyla toplum mühendisliğinden de öte bir kavramı ortaya koyuyor: kalkınmanın toplumsal mimarisi…
Çünkü OVP yalnızca ekonomik hedefler koymuyor; çalışmadan aileye, çocuk bakımından kadınların istihdamına kadar toplumdan belirli davranışlar da bekliyor. Ama bu beklentileri mümkün kılacak ekonomik ve sosyal koşullar sağlanıyor mu?
Ekonomik programdan toplum tasarımına
Sürdürülebilir kalkınma zaten yalnız fabrika, büyüme ve karbon meselesi değil. Devletin nasıl bir çalışan, nasıl bir aile yapısı, nasıl bir bakım sistemi, nasıl bir eğitim ve nasıl bir kuşaklar arası ilişki öngördüğü de kalkınma modelinin parçası. Üstelik bütün bu başlıklar birbirinden bağımsız değil. Kadının istihdama katılımını artırmak istiyorsanız bakım meselesini çözmeniz gerekiyor. Doğurganlığın gerilemesini sorun olarak görüyorsanız barınmayı, gelir güvencesini ve gençlerin gelecek beklentisini hesaba katmanız gerekiyor. Nüfus yaşlanıyorsa bakım hizmetlerini yalnız aile içine bırakamıyorsunuz.
Fakat burada kritik bir ayrım var. Toplumdan çalışmasını, üretmesini, aile kurmasını, çocuk yetiştirmesini, bakım sorumluluğunu paylaşmasını ve ekonomik hayata daha fazla katılmasını beklemek mümkün. Peki kalkınma modeli bütün bunların yapılabileceği hayatı da üretiyor mu?
Toplum tasarımı sadece toplumla kurulamaz
“Çalışmanın fazileti”ni müfredata koymak bir tercih. Ama çalışmanın insanın bağımsız bir hayat kurmasına yetmesi başka bir mesele. Evlenecek gençleri desteklemek önemli; fakat barınma ve gelecek güvencesi olmadan aile politikasının hareket alanı sınırlı kalıyor. Kadınların istihdamını artırmak istiyorsak bakım yükünü yalnız aile içinde yeniden dağıtmak değil, kurumsal olarak da paylaşmak gerekiyor.
Bu yüzden Sürdürülebilir Kalkınma’nın toplumsal sözleşmesi; devletin toplumdan bekledikleri ile toplumun bu beklentileri gerçekleştirebilmesi için ihtiyaç duyduğu koşullar arasında kuruluyor. Bir sözleşme tek taraflı olamaz. Dolayısıyla OVP’ye yalnız 2029’da hangi rakama ulaştığımızı görmek için bakmamalıyız. Bir başka ölçü daha gerekiyor: Tarif edilen toplumun yaşayabileceği ekonomik, sosyal ve kurumsal zemin gerçekten kurulmuş mu? Çünkü kalkınma yalnız nasıl bir toplum istediğimizi tarif etmek değil; o toplumun yaşayabileceği hayatı da mümkün kılmaktır.